ÜLKÜCÜLÜK

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

ÜLKÜCÜLÜK

Mesaj tarafından By_Bozkurt Bir Salı Mart 03, 2009 7:22 pm

Ülkücülük batı dillerinden dilimize giren idealistlik kelimesiyle aynı olan bir anlam belirtmektedir. Ülkücülük veya idealizm insan kafasının içinde elde edilmesi, varılması en mükemmel, en güzel, kendisini mutlu edecek hedeflerin tasarlanması ve bu hedeflerin gerçekleştirilmesi için arzu gösterilmesi ve çalışılması anlamını taşır. İnsanlar arasında idealistler yetişmeseydi insanlık bugün dünyayı aydınlatan birçok gelişmelerini, birçok alanlardaki yükselişlerini sağlayamazdı. Her gerçek, her fikir önce insanların kafasında bir hayal olarak doğar. İnsanlar hayal ederler. Hayal kurarlar. Bu hayalleri kendileri için iyi olan, kendilerinin özledikleri, elde etmekle mutluluk duyacakları birtakım istekleri, birtakım özleyişleri belirtir. İnsanlar hayalleriyle büyük ölçüde insan olurlar. İnsanlar hayalleriyle diğer canlılardan bir ayrıcalık gösterirler ve gerçekten insanlık vasfını kazanmış olurlar. İşte ülkücülük de yani idealizm de insanların ve insan toplulukların kendileri için varılması mutluluk sağlayacak, varılmasıyla en gelişmiş, en yükselmiş bir durum sağlayacak, bir hayalin düşünülmesi ve insan beyninde tasarlanarak şekillendirilmesidir.

Her toplumda idealistler vardır, ülkücüler vardır ve ülkücülerin, idealistlerin bulunuşu toplumlar için bir saadettir; büyük bir talihtir! Türk milleti için bizim düşündüğümüz ülkü nedir? Türk milleti için tasarladığımız ideal nedir? Her şeyden önce Türk milletinin ahlâkta, maneviyatta, insanlık duygularında en yüksek seviyede bulunması, yaşaması ve ilimde, teknikte dünyanın en ileri gitmiş varlığı hâline gelmesi ve ekonomik açıdan kalkınmış, tarımını modern tekniğe göre geliştirmiş ve modern sanayii kurulmuş, refahlı bir toplum hâline gelmesi, Türk toplumu için bir Türk milliyetçisinin düşüneceği ülkünün esaslarından mühim bir kısmını teşkil etmektedir. Türk milliyetçiliğini, ülkücülüğünün sınırları içinde sade bunlar mı vardır? Sade bunlar değil başka düşünceler, başka hedefler de vardır. Bu hedefler Türk milletinin hiç kimseden merhamet dilenmeyecek bir duruma gelmesi, kendi gücüyle ayakta duran, kendi gücüyle varlığını koruyabilen ve sözünü dünyanın her yerinde saydırabilen bir varlık hâline gelmesi düşüncesidir.

Bunun yanı sıra Türk milletinin haklarını her zaman dünyaya tanıtabilmesi, dünyaya duyurabilmesi düşüncesidir ve bunun yanı sıra bütün Türklerin kölelikten, yabancıların buyruğu altında yaşamaktan kurtulmaları ve Self Determination, yani kendi mukadderatına kendilerinin hâkim olması kutsal prensibine göre, hepsinin bağımsız hâle gelmeleri, bağımsız olmaları Türk ülkücülüğünün bir diğer görüşü, düşüncesidir. Bunun için millî doktrinin önemli bir ilkesi olarak ülkücülüğü almış bulunmaktayız.

Türk milliyetçilerinin ülkücülük tarifinin sınırları içinde bulunacak görüşleri, fikirleri ancak genel olarak işaret etmiş bulunmaktayız. Türk ülkücülüğünün hedef aldığı düşünceler genel olarak belirtilmiş olan bu fikirlerden ibaret değildir. Ülkücülüğümüzün içerisinde her mesleğe mensup Türk milliyetçilerinin kendi mesleklerinde en ileri, en yüksek ve gerek kendi milletimiz için. gerek insanlık için en çok yararlı neticeleri elde etmek görüşü de yer alacaktır. Bir Türk Milliyetçisi kendi toplumu için, kendi milleti için idealizmi daima göz önünde bulunduracak, bu genel idealizm prensipleri ile birlikte kendi sahası, kendi branşı ile ilgili çalışmalarında da bu temel ve genel mahiyetteki ülkücülüğün esaslarına uygun, onunla bütünleşmiş bir hâlde kendi branşı ile ilgili ülkücülüğünü de tespit edip güdecektir. Ülküler uzak hedeflidir, uzun vadelidir. Bir ülkünün hemen yarın gerçekleşmesi mümkün olmayabilir. Ülküler önümüzdeki yılları, önümüzdeki yüzyılları kapsayabilir. Ama ülkü insanının kalbini aydınlatan bir ışıktır. Ülkü insanlara yönünü tayin etmesini sağlayan bir kılavuzdur. Milletler için de millî ülkü, milletin kılavuzu, milletin yolunu aydınlatan güneşidir. Ülküsüz insan çamurdan bir varlık gibidir. Ülküsüz insan dümensiz, pusulasız bir gemi gibidir. Bunun için her Türk milliyetçisi, her Dokuz Işıkçı mutlaka ülkücü olacaktır, mutlaka ülkü sahibi bulunacaktır. Hem milli ülkü sahibi olacaktır, hem insanî ülkü sahibi olacaktır, hem de kendi mesleğiyle ilgili ülkücü bir kişiliğe sahip olacaktır ki, hem de kendi mesleğinde başarılı, yararlı bir kişi olarak gelişsin hem de mensup olduğu topluma, milletine yararlı hizmetler yapsın,insanlığa yararlı faaliyetler gösterebilsin. Bunun için Dokuz Işık doktrininin çok önemli ilkelerinden olan ülkücülüğe büyük değer vermekteyiz.

Ülkücüyüz! İnsanlık ailesi, yeryüzünde yaşayan bütün insanlar, milletler denen aynı aynı üyelerin bir araya gelmesinden meydana gelir. Bir insan, insan olmak isterse, insanlığa hizmet etmek isterse, evvelâ kendi milletine hizmet etmeli, kendi milletini yükseltmeye, kendi milletini mutlu kılmaya çalışmalıdır. Bunu yaptığı takdirde aynı zamanda insanlığa da hizmet etmiş olur. Çünkü bir insan kendi ailesini düşünür ve ona karşı vefalı kalırsa, insanlık duygulan en olgun seviyeye erişeceği için, kendi ailesi dışındaki insanlara karşı da yaranı ve vefalı olur. Bir insan kendi milletine faydalı olamaz, kendi milletine karşı bağlılık duymazsa, onun insanlığı düşünmekten bahsetmesi nihayet bir fantazi olur. İnsan, yetiştiği toprağın, yetiştiği milletin refahını, iyiliğini, saadetini ve şerefini temin etmelidir. Bunu yaptığı takdirde, o millet insanlığın bir parçası olduğu için, dolayısıyla insanlığa da hizmet etmiş olur.

Ülkücülüğümüz nedir? Ülkücülüğümüz; Türk milletini en kısa yoldan en kısa zamanda modern uygarlığın en üst seviyesine çıkarmak; mutlu, müreffeh hale getirmek; bağımsız, özgür, kendi haklarına sahip bir hayata kavuşturmaktır.

Kişilere hürriyet, milletlere istiklâl başta gelen prensiplerimizdendir. İnsanlar hür ve eşit haklara sahip olarak doğarlar. Kabiliyet ve görevlerinin dışında insanlar haklarına tam olarak sahip kılınmalıdırlar.

Toplum içerisinde insanlar kişisel liyakat ve kabiliyetlerine göre görevlendirilmeli ve bir sıraya konulmalıdır. Bütün bunlarla beraber ayrımsız olarak herkese bir imkân eşitliği sağlanmalıdır. İmkân eşitliği derken mücerret anlamda bir eşitlik anlaşılmamalıdır.

Bu ülkücülüğümüzün içine bu günkü sınırlarımızın dışında bulunan Türklere ait herhangi bir şey girer mi?

Türk adı taşıyan herkes bizim sevgi ve ilgimizin çevresi içindedir. Bundan vazgeçemeyiz. Bu her milletin tabiî hakkı olduğu gibi Türk milletinin de tabii hakkıdır. Bu günün Birleşmiş Milletler Anayasası, yeryüzünde yaşayan her millete "kendi mukadderatına hâkim olma" (şelf determination) dedikleri prensibi kutsal bir prensip olarak ilân etmiştir. Bugün Afrika'da yaşayan ve bugüne kadar hiçbir bağımsız devlet kuramamış olan Zencilere dahi, kendi mukadderatına hâkim olma (şelf determination) hakkı kutsal bir hak olarak tanınır ve bunların her biri yabancı boyunduruğundan, sömürgecilerin elinden kurtulup bağımsızlığını alırken, başkalarının boyunduruğu altında tutsak bulunan Türklerin tutsaklıktan kurtulmasını istemek, dilemek, bunun için iyi niyetler taşımak, Türk olan herkes için en tabiî ve kutsal bir haktır.

Fakat biz ülkücülüğümüzde daima gerçekçi olmayı ve girişilecek faaliyetlerde Türkiye'yi hiçbir zaman tehlikelere, risklere, , maceralara sürüklemeyecek bir yol üzerinde bulunmayı esas kabul ederiz. Ülkücülüğümüz bir macera fikri değildir. Ülkücülüğümüz, Türk milletinin en kısa, yoldan, en kısa zamanda modern uygarlığın en üst kademesine yükseltilmesi, müreffeh, mutlu bir hayata erdirilmesi, kendi gücüyle ayakta durabilecek bir hâle getirilmesi ve her çeşit korkudan, baskıdan uzak olarak, hür, müstakil yaşaması ülküsüdür. Bu ülkü aynı zamanda Türk olan herkese karşı ilgi ve sevgi göstermeyi, onların mutluluğunu dilemeyi ve onların mutluluğunu, Türkiye'yi risklere, tehlikelere maruz bırakmadan, bırakmaksızın, bırakmamak şartıyla sağlamaya çalışmayı içine alan bir ülkücülüktür.
avatar
By_Bozkurt
ÜYEMİZ
ÜYEMİZ

Erkek Mesaj Sayısı : 4
Yaş : 23
Nerden : GöLbaşı
İş/Hobiler : Öğrenci
Kayıt tarihi : 03/03/09

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: ÜLKÜCÜLÜK

Mesaj tarafından KarL.AbraHaM.LinCoLn Bir Paz Mart 22, 2009 6:29 pm

ÜLKÜCÜ YEMİNİ


ALLAH'A, KURAN'A, BAYRAĞ'A, VATAN'A ve SİLAHA YEMİN OLSUN

ŞEHİTLERİM, GAZİLERİM EMİN OLSUN !

ÜLKÜCÜ TÜRK GENÇLİĞİ OLARAK, KOMÜNİZM'E, KAPİTALİZM'E, FAŞİZM'E

VE HER TÜRLÜ EMPERYALİZME KARŞI MÜCADELEMİZ SÜRECEKTİR.

KAVGAMIZ; SON NEFER, SON NEFES, SON DAMLA KAN'A KADARDIR.!

KAVAGAMIZ MİLLİYETÇİ TÜRKİYE'YE, TURAN'A KADARDIR.

DÜŞMEYECEĞİZ, YILMAYACAĞIZ, YIKILMAYACAĞIZ.

BAŞARACAĞIZ, BAŞARACAĞIZ, BAŞARACAĞIZ...

TANRI TÜRK'Ü KORUSUN ve YÜCELTSİN.


ÜLKÜCÜ KİMDİR ?


İslam'ı Hayat Nizamı Olarak Seçen, Bu Nizamı Tavizsiz Bir Şekilde Yaşamaya Çalışandır.

Türk Olmanın Gururunu, İslam Fazileti İle Bütünleştiren, Türk-İslam Ülküsünü Yaşayandır.

Günü Birlik Siyasi Menfaatleri Aşarak, Asırlar Sonrasını Görebilen ve Asırlar Sonrası İçin Hazırlık Yapandır.

ALLAH İÇİN SEVEN, ALLAH İÇİN SAVAŞAN, ALLAH RIZASINA KOŞAN,
ALLAH NİZAMI İÇİN YANAN, ALLAH İÇİN BUĞZ EDEN KAHRAMANLARDIR.

Rehberi, İki Cihan Güneşi Hz. Muhammed (S.A.V); Kaynağı, İlhamı, Düsturu Kur'an Olandır.

Semalarda Dalga Dalga Yayılan Ezan Susmasın Diyerek Toprağın Kara Bağrına Düşen ve Düşmeye Hazır Candır.

Türk'ün Töresini, Türk'ün İlini, İslam'la Kaynaştıran Ahmet Yesevi Ocağı'nda Kaynayan, Pişen Kavrulandır.

Bayrağa Kan Gerek, Solmasın Diye Bayrak İçin Dökülen Kandır.

Liderine, Ocağına, Fikir Sistemine Bağlı Tefrikaya Çanak Tutmayandır.

Kimi Zaman Derviş Yunus, Kimi Zaman Haşmetli Yavuz, Kimi Zaman Surlarda Üç Hilal Elinde Ulubatlı Hasan'dır.

" Ben " i Aşarak, " Biz " i Hisseden, " Biz " Diyerek Nefsini Kör Kuyulara Çıkmamak Üzere Atandır.

Dağlarıyla, Taşlarıyla, Irmaklarıyla, Yollarıyla Bir Kara Parçasını Vatan Yapandır.

Türklük Deyince 300 Milyonluk Türk Dünyasını Kucaklayan, Anne Şefkatiyle Evlatlarını Bağrına Basan; Kimi Yerde Kerkük, Bişkek, Bakü, Doğu Türkistan; Kimi Yerde Kıbrıs, Kırım, Kazak, Kırgız Velhasıl Kocaman Bir Vatandır.

Haksızlık Karşısında Susmayan, Davasından Taviz Vermeyen, Korkaklığı, Pısırıklığı, Nemelazımcığı Lügatinden Alıp Çıkarandır.

Hürriyet Kavgasında Kırık Yiğidin Başında Kürşad; İl Derleyip Vatan Kuran ilteriş; Bilgelikte Tonyukuk, Akşemsettin; Malazgirt Ovası'nda Ak Kefen İçinde Alparslan'dır.

Bir Bozkurt Silkinişi İle Esaret Zincirini Kırandır.

ÜLKÜCÜ BUDUR, ÜLKÜCÜ BUDUR,
BUNUN DIŞINDAKİLER KÜLLÜ YALANDIR.


TURAN ÜLKÜSÜ


Türkler, özellikle Oğuz Türkleri arasında cihan hâkimiyetinin sembolü olarak ifadesini bulmuş bir mefhum veya mefkuredir. Kızılelma, Türklerin yaşadıkları bölgeye göre batı yönünde ulaşılması gereken bazen bir belde, bazen de bir ülkedeki taht veya mabet üzerinde parıldayan veya cihan hâkimiyetini temsil eden som altından yapılmış kızıl renkli altın bir yuvarlak yahut top olarak tahayyül edilmektedir. Bu altın top bazen zaferin işareti, bazen hâkimiyetin sembolü, bazen de fethedilmek üzere hedef seçilen yerin sembolü olarak ifade olunmuştur. Türklerde çok eski inanç ve töreye dayanan Kızılelma, Türkistan sahasından Hazar denizinin doğusundan gelen Oğuzların, Hazar kağanının ipek çadırının üzerinde hâkimiyetin ifadesi olarak bulunan altın top (Kızılelma'yı) ele geçirmeyi ülkü edinmişler. Buradan İran'da hüküm süren Türk boylarına, oradan da Osmanlılara geçmiştir. Osmanlı Türk devletinin Macaristan'da bulunan Kızılelma'yı bulup ele geçirmelerinden sonra fethetmek istedikleri yerlerde bir Kızılelma'nın varlığına inandığı ve bu uğurda mücadele ettiği görülmektedir.

Türkler, inandıkları Tek Tanrı'nın dünya hâkimiyetini kendilerine ihsan ettiğine iman etmişlerdi. Bunu Bilge Kağan'ın ; "Tanrı irade ettiği için tahta oturdum; dört yandaki milletleri nizama soktum" sözlerinden de anlamaktayız. Yine Bilge Kağan'ın ağzından Türk imanı şöyle ifade edilmekteydi; Türk Tanrısı, milleti yok olmasın diye babam İlteriş Kağan'ı ve anam İl Bilge Hatun'u gökten tutup yükseltmiştir.


BOZKURT DESTANI





Destan Hakkında bilgi:Bilinen en önemli iki Göktürk Destanından birisidir. Bir bakıma, M.S. altıncı yüzyıldan sekizinci yüzyıl ortalarına kadar egemen olmuş bu Türk Devletinin Göktürklerin soy kütüğü ve var olma hikâyesidir. Ayrıca, Türk ırkının yeni bir dal hâlinde dirilişi de diyebileceğimiz Bozkurt Destanı, Bilge Kağan'ın Orhun Âbidelerindeki ünlü vasiyetinin ilk cümlesi olan: "Ben Tanrıya benzer, Tanrıdan olmuş Türk Bilge Kağan, Tanrı irade ettiği için, kağanlık tahtına oturdum" cümlesi ile birlikte düşünülecek olursa soyun ve ırkın nasıl bir şekilde ilahileştirilmek istenildiğini de anlatmaktadırlar. Destan Çin kaynaklarında kayıtlıdır. Değişik söyleyişler durumunda ise de, çizgileri aynı fakat isimler üzerinde, anlatıştan doğma veya Çinlilerce yazılırken isimlerin Çince söylenmesinden meydana gelme değişikler yüzünden ayrı görünen belli üç söylenti şeklinde yazılmıştır.

Birinci Söyleyiş:

Hun Ülkesinin kuzeyinde So adı verilen bir ülke vardı. Burada, Hunlarla aynı soydan olan Göktürkler otururdu. Bir gün Göktürkler So Ülkesinden ayrıldılar. Bu sırada başlarında Kağan Pu adlı bir yiğit vardı. Kağan Pu'nun on altı kardeşi bulunuyordu. On altı kardeşten birinin annesi bir kurttu.

Annesi Göktürklerce en kutsal yaratıklardan biri olarak bilinen ve böyle kabul edilen bir kurt olduğu için delikanlı, rüzgârlara ve yağmura söz geçirir, bu iki kuvveti buyruğu altında tutardı.

Bununla beraber, So Ülkesindeki yurtlarından ayrılan Göktürkler düşmanlarının baskınına uğradılar.

Bu baskında düşmanlar bütün Göktürkler'i yok ettikleri gibi on altı kardeşten sadece birisi kurtulabildi. Kurtulan delikanlı annesi kurt olan idi.

Bu delikanlının da, birisi yaz diğeri de kış ilâhının kızı olan iki karısı vardı. Baskından sonra her ikisinden ikişer oğlu oldu. Zamanla kalabalıklaşıp çoğalan halk, çocuklardan en büyüğünü kendilerine Hakan seçtiler; o zamanki adı Göktürk dilinde değildi. Hakan seçilir seçilmez Göktürkçe olmayan bu adını bıraktı ve Türk adını aldı.

Ondan sonra Türk on kadınla evlendi, bir çok çocukları oldu. içlerinden Asena adını taşıyan biri hakanlık tahtına geçince boyun adı da Aşine oldu.

İkinci Söyleyiş:

Hunların bir boyu olan ve adına Aşine denilen Türk boyu Hazar Denizinin batı taraflarında yerleşmişti. Türklerin ilk atası olarak biliniyordu. Rahat ve huzur içinde otururlarken bir gün ansızın düşmanların baskınına uğradılar. Baskının sonunda kimse sağ kalmadı.

Her nasılsa küçücük bir çocuk bu baskından sağ kalmış bir köşeye sığınmıştı. Düşmanlar onu da gördüler. Fakat, cılız ve küçük bir çocuk olduğu için kimse ondan korkmadı ve ona aldırmadı. Hattâ içlerinden acıyanlar bile çıktı. Ama düşman yine de her ihtimali düşünüp, çocuğu öldürmektense kolunu bacağını kesip orada öylece bırakmayı uygun gördü; düşündükleri gibi yaptılar.

Kolunu bacağını kesip, yan ölü hâle getirdikleri çocuğu alıp bataklıkta bir sazlığa attılar; bırakıp gittiler.

O sırada, nereden çıktığı bilinmeyen bir dişi Bozkurt göründü, geldi, çocuğu emzirdi. Yaralarını yalayıp iyi etti. O günden sonra da, avlanıp getirdiği yiyeceklerle çocuğu besleyip büyüttü, gücünü kuvvetini arttırdı.

Zamanla Bozkurd'un beslediği çocuk gürbüzleşti.

Günlerden sonra bir gün, baskın yapıp Asine soyunu yok eden düşman başbuğu, kolunu bacağını keserek sazlığa attıkları çocuğun yaşadığını öğrendi. Adamlar gönderip durumu öğrenmek, sağ kaldı ise öldürtmek istedi.

Düşman başbuğunun gönderdiği asker geldiğinde, kolu bacağı kesik gencin yanında bir dişi Bozkurt gördü. Dişi Bozkurt tehlikeyi sezmişti, dişleriyle gerici yakaladığı gibi denizin öte yanına geçirdi; orada da durmayıp Altay Dağlarına doğru götürdü. Orada, her tarafı yüksek dağlarla çevrili bir yaylada bir mağaraya yerleştirdi, onunla evlendi; on oğlan doğurdu!

Mağaranın bulunduğu yayla yeşillikti; serin gür suları, meyve ağaçlan, av hayvanları vardı. Oğlanlar orada büyüdüler, orada evlendiler. Her birinden bir boy türedi. Bunlardan birinin adı da Asine boyu idi.

Asine, kardeşlerinin içinde en akıllı, en gözü pek, en yiğit olanı idi. Bu yüzden Türk Hakanı o oldu.

Soyunu unutmadı. çadırının önüne her zaman, tepesinde bir kurt başı bulunan bir tuğ dikti.

Aradan çok yıllar geçti. Aşine boyuna Asençe adlı bir başka yiğit hakan oldu. Bunun zamanında ise Aşine boyu, bulundukları yerden çıkıp daha güzel yurtlara yerleştiler.

Üçüncü Söyleyiş:

Bir not halindedir. Çin devlet adamlarından Cjan-Ken'in, Milattan önce 119 yılında, Çine göre batı ülkelerinde yaptığı gezi sonunda gördüklerini ve duydukların yazıp o zamanki Çin împaratoruna sunduğu notlan arasında kayıtlıdır. Notu, Abdülkadir înan'ın, Türk Dili Araştırmalan Yıllığı (1954) ndaki Türk Destanlanna Genel bir bakış adlı yazısından olduğu gibi alıyoruz:

"Hun Ülkesinde bulunduğum zaman duydum ki Usun Hanı, Gunmo unvanını taşıyor. Gunmo'nun babası, Hunlann batısındaki bir ülkeye sahipti. Gunmo'nun babası bir savaşta Hunlar tarafından öldürüldü. Yeni doğmuş olan Gun-mo'yu kırlara attılar. Kuşlar çocuğu sineklerden koruyor; bir dişi kurt sütüyle besliyordu. Hun Hakanı buna şaştı. Bu çocuğu saydı. Onu kendi terbiyesine aldı, büyüttü. Babasının ülkesini ona geri verdi."


ASENAMA SESLENİŞ



Karanlık gecemde şafağın sökmesini beklerken yine sen düştün aklıma asenam…Bu gökkubbenin altında yine boğuluyorum.Sağım solum hayret içinde..Bir kaldırım taşında başım ellerimin arasında sessizliği üzerimden atmak isriyorum.haykırmak istiyorum bu Tuna kadar duru, saf meçhul sevdamı..Mecnunun Leylasını araması gibi seni arıyorum.yollara düştüm.Nerede o ötüken sevdalısı gökçen kız?Söyle asenam daha kaç şafak sensiz sökecek,kaç güne yüreğim işgal altında girecek?Bu kaçıncı baskın?Neden bu sebepsiz vurgun?
Mahkummuyuz biz hasrete,çileye ey güzel?

Asenam,seninle gökçen sevdalara tutunmak için yine yollardayım çırılçıplak…
Serin soğuk bir rüzgar içimi sarıyor.Titrek adımlarımla taşlı yollarda devranı sarsıyorum.Dudağımda bir isyan türküsü sevdamı haykırmak istiyorum.Gel o kurt bakışınla sırla beni.Şiir gibi endamını mısra mısra çözeyim.

Ulu hakanların,Kürşadın aşkına gel artık..

Kanla yazılan devrimlerin üzerine çöken mavi ihtilallerde,şafaklarda gel.Özlemim,çilem son bulsun..Gel ey meçhul sevdam,Tanrı dağına,Ötüken bozkılarına,Tibet çöllerine Tunaya,Arasa Turanı müjdele de gel.Ergenekonda demir dağları erit de gel..

Başbuğumun,yedilerin üçlerin,kıkların selamıyla gel..

Allah aşkına gel artık...

Gel..


TÜRK OLMAK


Sen eğer...
Bir su olsan...OKYANUS...
Bir tepe olsan...TENGRİ DAĞI...
Bir şehir olsan... ÇANAKKALE olurdun...Şehitler diyarı eşi benzeri olmayan...
Bir diken olsan ...GÜL...
Bir çiçek olsan..KARANFİL...
Bir ağaç olsan...ÇINAR olurdun...Asırlık köklere dayanan
Sen eğer...
Bir mevsim olsan...İLKBAHAR...
Bir içki olsan...KIMIZ...
Bir bağlılık olsan... TURAN olurdun...Tarifi mümkün olmayan...
Bir kum olsan ...ÇÖL...
Bir taş olsan..ELMAS...
Bir kumaş olsan...İPEK olurdun...En incesinden dokunan
Sen eğer...
Bir savaşçı olsan...KÜRŞAD...
Bir camia olsan...GÖKTÜRKLER...
Bir zaman olsan... SONSUZLUK olurdun...Tarifi mümkün olmayan...
Bir kitap olsan ...GERÇEK...
Bir yazı olsan..DESTAN...
Bir madalya olsan...ŞEREF olurdun...Göğüsümüze takılan...
Sen eğer...
Bir ses olsan...ŞEYH ŞAMİL...
Bir öfke olsan...VOLKAN...
Bir yıldız olsan... GÜNEŞ olurdun...İçimizi ısıtan...
Bir zehir olsan..ŞİFA...
Bir yapı olsan ...MABET
Bir kuş olsan...ZÜMRÜD-Ü ANKA olurdun...Kendi küllerinden doğan...
Sen eğer...
Bir karakter olsan...ASİL...
Bir organ olsan...YÜREK...
Asilliği daim olan...
Bir kelime olsan ...AŞK...
İki kelime olsan..VATAN SAĞOLSUN...
Bir sevgi olsan...ANNE olurdun...Herşeyi karşılıksız yapan...
Bunların hepsi bir araya gelince...
Adın...TÜRK oldu...
Uğruna ölünse bile,
ASLA...VARLIĞINI YİTİRMEYECEK OLAN
avatar
KarL.AbraHaM.LinCoLn
ÜYEMİZ
ÜYEMİZ

Erkek Mesaj Sayısı : 47
Yaş : 27
Nerden : AnKara
İş/Hobiler : Kitushikarikirin
Kayıt tarihi : 22/03/09

Kullanıcı profilini gör http://www.sohbetful.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: ÜLKÜCÜLÜK

Mesaj tarafından KÖKBÖRİ Bir Salı Mart 24, 2009 2:10 am

Paylasımlar icin Tesekkurler ama baslıklara dıkkat ederek kategori icinde paylasımlarda bulunalım....









avatar
KÖKBÖRİ
Site Yetkilisi
Site Yetkilisi

Erkek Mesaj Sayısı : 288
Yaş : 34
Nerden : TURAN / Gölbaşı
İş/Hobiler : (:
Kayıt tarihi : 01/03/09

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: ÜLKÜCÜLÜK

Mesaj tarafından KarL.AbraHaM.LinCoLn Bir Salı Mart 24, 2009 5:10 pm

BiLgiLendirDigin İçin TşkLer Abi
avatar
KarL.AbraHaM.LinCoLn
ÜYEMİZ
ÜYEMİZ

Erkek Mesaj Sayısı : 47
Yaş : 27
Nerden : AnKara
İş/Hobiler : Kitushikarikirin
Kayıt tarihi : 22/03/09

Kullanıcı profilini gör http://www.sohbetful.net

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: ÜLKÜCÜLÜK

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz